toprak ev hikayeleri

Öyle derdik, Toprak Ev. Ortak hafıza onu öyle kişileştirmiş ve özelleştirmişti. Adana’nın batı tarafındaki mahallelerde, işte Akkapı’da, Mıdık’ta, Hadırlı’da daha ötelerde köylerde benzerlerini çokça görebileceğiniz bir binaydı.

Hayalimde, daha doğrusu çocuk hafızamda ince uzun bir ev olarak duruyor. İki ayrı sofası vardı. Biri batıya diğeri doğuya düşüyordu. Her iki sofa da güneye, portakal bahçesine bakıyordu. Birbirine yapışmış iki ayrı ev gibiydi. Doğu tarafında amca çocukları otururdu. Batı tarafında biz, babaannem, halalar, kuzenler… Bizim odanın alt katında bir odacıkta amcam ve yengem yaşardı. Zemininde çiçekli bir halı hatırlıyorum. Bordo renkler, motifler… Bir de radyo, oradan aklımda kalan tek şarkı “yalan dünya yalan imiş” diye bitiyordu.

Banyo, tuvalet dışarıdaydı. Dışarıdaki o mekân çocukluğumun en büyük kâbusuydu. Gece olunca ötesi kara bir ormana dönüşen tuvalet. Bu korku yetmezmiş gibi, o çocuk halimizi dehşete daha beter düşüren oyunlar, kandırmacalar; dardağan ağacının oradaki siluet, sulama motorunun üzerindeki hayal, pencereden bakan bir çift göz, perdelerin durup dururken titremesi… Kendimizi kendi tuzağımıza düşürdüğümüz hain oyunlardı tüm bunlar.

Toprak Ev’in önündeki portakal bahçesi gündüzleri bizim oyun cennetimizdi. Civarda tek tük evlerdeki yaşıtlarımız yani ilk arkadaşlar, çocukluk arkadaşları, kardeşler, kuzenler için her mevsim bir şekilde meyvesi olan (portakal, mandalina, erik, kayısı, şeftali, hurma, incir, üzüm, nar, bir ara muz, yenidünya, dardağan, armut, elma…) bu bahçe aynı zamanda çeşitli bölgelerini paylaştığımız bir ülkeydi. Herkesin kendi hükümranlığını ilan ettiği, küçük devletlerden oluşan bir özel coğrafya. Benim krallığım sulama motoru civarına düşüyordu. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz o sulama havuzu içine damından atladığımız bir yüzme havuzuydu bize göre (hakikaten öyle zannediyorduk. Motorun damından o bir avuç yere atlamaya elbette korkardık. Hay Allah, hala duran o havuza(!) şimdi bakıyorum da… çok küçükmüş be: )).

http://ul.gcg.gen.tr/x/59cbcfe.jpg

Toprak evde yaşadığımız yıllar bir hayal oldu gitti. Gerçekten yaşadığımıza asla emin olamadığımız günler… bir rüya mıydı, ayıramadığımız zamanlar… ve böylece kalan hikayeler, “Toprak Ev hikayeleri”…(devam edecek…)

Ali Cem Gül

marul tarlasında

Seyfi ve Semih marul tarlasında. kireçleme yapıyorladı galiba. Sene 1977 civarı.

Bir çocukluk işi gibi duruyor. Eğlencesindeler onlar.

Semih yıllar önce gitti. Bahsetmiştik.

Seyfi, ortayaşa doğru gidiyor. Delikanlılık çağı bir masal oldu, unutuldu.

Ne demişti şarkı,

“Mecnun Kerem boşa yanmış, aşk ve vefa yalan imiş

yalan dünya, yalan imiş”

evlilik fotoğrafları 4

Emran ve Ali

1977 civarı

evlilik fotoğrafları

Şengül ve Salih

197′lein sonu

evlilik fotoğrafları 2

Sene 1962

Seher ve Ali Avni

evlilik fotoğrafları 1

Bu seride evlilik fotoğrafları yayımlayalım dedik. Nişan ve ya düğünlerden kalan.

İşte birincisi, Nazlı ve Recep.

Tarih: 1970 civarı…

iyi insanlar

Fotoğrafın arkasında şöyle bir not:

“Sevgili arkadaşım Ali Avni’ye,

cansız hayalim hatıra olsun,

hayat biter, dostluklar kalır…”

*

Yaşar Kemal bir romanına şöyle başlar:

“O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler.”

İşte o iyi insanlardan biriydi Cahit Boğa, ölümsüz hatıralarda!

Hani denir ya, ölüm ilk elden iyileri alır…

Yıllar önce gidenlerden…

“Ölüm bir kuru bedeni alır, ama hatıralara ne yapabilir ki…”

yeni yıl

Categories: sesler | No Comments

 

2009 tüm Akkapı için, Adana için, “güzel ve yalnız ülkem” için, gurbet kuşları için güzel iyi mutlu geçsin. Bu defa olsun dilekler. Kimse çok şey beklemiyordur zaten şu hayattan, biraz huzur, o kadar…

Sevgiler. akkapi.net