1400’lü yıllarda küçük bir oba niteliğinde, yerleşim birimi olan Akkapı Mahallesi daha sonraki yıllarda, yine Dağlıoğlu ismini alacak olan, küçük bir yerleşim birimine de oba ismi konulunca, Akkapı Mahallesi büyük oba ismini almış ve bu obalar “Büyük Oba Muhtarlığı” adı altında köy statüsüne girmiş. (Daha önce mahallemizin bir bölümüne Çandıroğlu ismi de verilmiş.) Zaten o yıllarda Adana sadece Tepebağ ve çevresinden oluşuyormuş ki bu kuruluş Ramazanoğulları tarafından oluşturulmuş yerleşim merkezi konumundaymış. Büyük Oba Muhtarlığı, belediye sınırları dışında köy statüsü konumunda olan mahallemiz, cumhuriyetin kuruluşundan sonra belediye sınırına alınarak mahalle statüsüne kavuşturulmuş ve büyük bir çiftlik evinin kapısının beyaz boyalı olmasından esinlenerek Akkapı adını almış. Akkapı Mahallesi sakinleri, daha önce çiftlik, hayvancılık, toprak işçiliği (ırgatlık) ile geçimlerini sağlarmış. Mahalle halkını uzun yıllar yol, iletişim araçları gibi medeni ihtiyaçlardan yoksun bir yaşam sürdürmek zorunda kalmış. Ayrıca okul olmadığı gibi çocukların şehir merkezindeki okullara gönderme imkânından mahrum kalmış, ancak uzun yıllar sonra okula kavuşabilmiş.
Akkapı sakinleri sosyal adalet ilkesine bağlı, sevecen, hoşgörülü ve adil yapısı ile yaşam sürdürmüşler. Halkımız Birinci Dünya Savaşında Yemen, Çanakkale ve Sakarya gibi cephelerde bir hayli şehit verdiği, Fransız İşgali (Kaç Kaç Devri) sırasında Akkapı ve yöresine Fransız işgalcileri girme cesaretini gösteremediği biliniyor. Bu yöre aile reisleri tarafından organize edilen çeteler kurulmuş ve Adana’nın kurtuluşunda büyük katkıları olmuştur. Bu devirde Adana merkezinde ikamet eden birçok aile Akkapı Mahallesine göç etmiş, burada barındırılmış Fransızların işgali sonuçlanana kadar kalmışlar ayrıca tüm ihtiyaçları Akkapı halkı tarafından karşılanmıştır. Bu sürecin sonunda Akkapı halkı birçok alanda ve özellikle eğitim alanında çaba göstererek hayli aşama kaydetmiş. 1928 yılına kadar mahallemizin küçük bir odasında devletin nezareti altında Arapça eğitim veriliyormuş.
Yaşanan yokluk ve sefalete karşın Şeyh Nasır Boğa, kendi avlusunda bulunan büyük bir hangarı okul yapılmak üzere Milli Eğitime tahsis etmiş. Bunun üzerine Milli Eğitim bu okula bir öğretmen göndermiş. Okul, bir arada 1.2.3. sınıf olarak eğitime başlamış, ancak 1934 yılında yıkılmaya mahkûm olan bu binayı takiben halk Yusuf Onursalın iki katlı konağını kiralamış. 1935–1936 yıllarında eğitime burada devam edilmiş. 1937 – 1938 yıllarında Mahmut Nedim Boğa kendi evini ücretsiz tahsis ederek öğretime bu evde devam edilmiş. Aynı süreçte ise Adanalı eski aileler, Arap Alevileri Atatürk’e şikâyet etmişler. Bunun üzerine Atatürk, zamanın Balıkesir milletvekili Ahmet Süreyya Bey’i Adana’ya göndermiş. Ahmet Süreyya Bey Adana’da bir süre kalmış ve Arap Alevi halkı ile tanışmış, birçok insana ilgi göstermiş. Bu süre içinde edindiği bilgileri rapor halinde Atatürk’e sunmuş ve bunun üzerine Atatürk; zamanın İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Bey’i yanına alarak Adana’ya gelmiş. Burada bir toplantı düzenlemiş. Şikâyetçi olan ve Arap Alevi halkı ile görüşmüş. Şikâyet eden kişilere hitaben “sizler Arap halkından ne istiyorsunuz? Neden bu halkı şikâyet ediyorsunuz?” diye sorularını sormuş. Aldığı cevap ise “ Efendim; bunlar Arapça konuşuyor, Türkçe bilmiyorlar.”dır. Bunun üzerine Atatürk, Arapça konuşan mahalle ve köylerdeki mevcut okul sayısını öğrenmek istemiş. Aldığı cevap ise olumsuzdur; yani Arap halkının yerleşim yerleri olan köyler ve mahallelerde okul yoktur. Bunun üzerine; “Siz kaç okul açmışsınızda onalar Türkçe öğrenmemiş” der ve bu konuşmadan sonra “Arap Alevilerinin her mahalle ve köylerine okul yapacaksınız” emrini vermiş. Bu gelişmelerin ardından devlet Akkapı İlkokulu’nu inşa etmiş ve öğrenciler yeni yapılan bu okula taşınmış. Öğretim 5. sınıfa kadar yükseltilmiş. İşte Arap Alevilerinin yaşadıkları yerlerdeki okullar ve dolayısıyla Akkapı İlkokulu ( Şimdiki adıyla Şehit Kemal Yüzgeç İlköğretim Okulu ) bu gelişmelerin ürünüdür.
1957 yılında yetersiz kalan Akkapı İlkokulunu takviye etmek, her çocuğa okuma imkânı sağlamak amacıyla halkın dayanışması ve Milli Eğitim‘ in katkısı ile Cemil Nardalı İlkokulu kurulur ve öğretime başlanır. Burada yetişen geçlerin katkısıyla 1965 yılında ‘Adana Halkevi’ ne bağlı bir halk odası kurulmuş, bu oda 1967 yılında Akkapı Halkevi aşamasına getirilmiştir. Akkapı Halk Odası ve takiben Akkapı Halkevi gençlerin yetişmesinde çok yararlı olmuş, bugün Akkapı ve çevresinde üniversiteden mezun olan birçok gencin yetişmesinde emeği geçmiştir. Yol, su, elektrik olmayan mahallemize yine mahalle halkı dönüşümlü olarak günde dört saat ücretsiz çalışarak, şu an hayal bile edilemeyen bir katkı sağlamış, bu dayanışma sayesinde şimdi Şeyh Cemil ( Saydam CD. ) caddesi 1946 da hendekler açılarak toprak yolu yükseltilmiş ve stabilize döşenmiştir. Elektrik ancak 1946 – 1950 yıllarında ana caddeye getirilmiş ve zaman içinde günümüzdeki halini almıştır. Şehir suyu ve kanalizasyon 1975’li yıllarda yapılmış, 1976 yılında yol betonlanmıştır.
İlk olarak Halkevi binasında 1968 yılında P.T.T. ve Sağlık Müdürlüğüne bağlı Ana- Çocuk sağlık ocağı binaları yapılarak hizmete sunulmuştur. Şimdiki Sağlık ocağının yeri eski ve kullanılmayan mezarlık idi. Belediyeden Sağlık Bakanlığına tahsisi yaptırılmış olup 1982 yılında inşaat bitirilmiş ve hizmete sunulmuştur. Ayrıca şu anda inşaatı devam eden meslek lisesi arsası Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait iken Milli Eğitim Bakanlığına devri sağlanmıştır.
Not: Okuduğunuz bilgiler sözlü bilgilere dayanmaktadır. Katkılarından dolayı Sayın Süleyman Akkapulu ve Sayın Süleyman Özgentürk’ e teşekkür ederiz.
Kaynak: AKKÜLTÜR KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT DERGİSİ YIL: 1 SAYI: 1 NİSAN –MAYIS