hamide nene

                                                                                                                                                                                   Hamide Nene ve torunu Şadi. 1970′ler. 103 sene ömür sürmüş Hamide Nene. Tanık olduklarını dinleyip kaydetmek vardı… Şimi onun torununun torununu gördüğümüzde bu güçlü genin devam ettiğini fark edebiliyoruz. Yaşlılar ölürken bir tarihi de beraberlerinde götürüyorlar. Ama onların ölümleri, hazin bir biçimde, sukunetle ve terk edimiş bir hisle kabullenilir.

açıklama

Categories: sesler | 9 Comments

Sitemize girişlerde sorunlar yaşandığını okurlarımız fırsat buldukça dile getiriyordu. Bu yüzden bazı düzenlemelere gittik. Örneğin sunucumuzu değiştirdik. Bu yüzden süreçte bazı aksamalar oldu. En kısa zamanda eski tempomuzla yazamaya devam edeceğiz. Sevgiler. Akkapi.net/org

ya bu çocuklar

a131.jpg


asmada koruklar olurdu avucumuzda biraz tuz/akkapı’da
sulama kanallarına kaçardık/ yakınca derimizi tuzun tadı
bizim düşlerimiz kamaşırdı/iki yaşlı basra oynardı avluda
birine musallat olmuştu hayat/birine ölüm tenini koklatmıştı
biz kamıştan oklar yapıyorduk – kanımız kıpkızıldı/

vurmaya çalışıyorduk ayı, birkaç yıldızı

yaz uykusuna yatmış yılanlar gibi/divanda iki yaşlı oyundan sonra
birinin düşüne şeytan girmiş/birinde,

ya bu çocuklar ay’ı öldüremezse, korkusu/

ay eflatun bir eşarp olmuş, koluna girmiş
biz yeni bir macera peşinde/akşamın lekesi gözlerimize vurmuş
gün hep aynı şarkıyla bitiyor/

birkaçımız ikna etmeye çalışırken birkaç yıldızı

sulama kanalları çok uzaktı/yeni bir partiye başlarlardı adamlar
kara bir yılan süzülerek geçerdi avluyu/

-eflatun eşarplar hiç olmadı oralarda-
düşlerimizden mi korkar şeytan/ay bize kırgın – eski bir hesap
şimdi gözlerimizde ömrün lekesi/

aynı kızı sevdik; ben, birkaç arkadaş
aşk, gafil avladı bizi/ve,

ya bu çocuklar öldüremezse geceyi…

mahzun

a14.jpg

Olasılıkla 1971 senesi. Komşular fotoğraf çektiriyor. (Arkadaki güzelim bina Necmi Sabun’un evi. O servi hala duruyor mu ne? Ama çocukluğumuzun geçtiği o tarlalar, top oynadığımız meydan, dostumuz ağaçlar yok artık.) Galiba Almanya’dan bir akraba gelmiş veya bu fotoğraf Almanya’ya gidecek. Geride bırakılmış çocuklarla böyle hasret giderilecek. Ne bilelim, olsa olsa böyle bir kederdir bu sahnenin sebebi. Baksanıza sandalyedeki Funda ne kadar mahzun…

konu komşu

Categories: komşu | No Comments

a4.jpg

Samahat Hanım. Ata Birbiri’nin eşi. Ertan’ın, Esra’nın, Erdinç’in annesi. Eski “İhtiyari Durağı“nda oturur. Lezzetli yemekler yapar. Güzel ve her zaman bakımlı avlusunda oturmak tarifsiz bir keyiftir. Bir ara çarşıda oturdu ama Akkapı’dan uzak yaşayamayacağını anladığı an mahalleye döndü. İyi de etti. Çünkü o sırada bahçeyi bakımsız ve terk edilmiş görmek canımızı yakıyordu.

a5.jpg

kartpostal gibi

Categories: yüzler | No Comments

a12.jpg

Güllü ve Aysel gurbetteki kuzen Nihal‘e kartpostal gibi bir fotoğraf yollarlar ve bu fotoğrafın arkasına şöyle bir not düşerler: Canım Nihalciğim, sönmez hayalimiz ebediyen hatıramız olsun. Sene 1969. Şimdi olmuş 2008. Almanya’ya gidilmiş, oradan dönülmüş. Hayaller sönmemiş ama hayatlar biraz sönmüş.

portakal çiçeği

 a10.jpg

Gece ve portakal çiçeği Akkapı’da…Ne güzeldir.

a11.jpg

Gece olunca portakal çiçekleri kendini sabaha hazırlar, gün doğarken sarhoş edercesine kokmak için.

yeni gelinler yaşlı kadınlar

a17.jpg

bastırıverince yağmur telaşlanırdı yeni gelinler
ellerinde seleler seğirtirlerdi duta, asmaya
çamaşır iplerine
kurtarabildikleri birkaç gömlek, bir iki fanila
biraz çitileme, hatay sabunu filan…
oysa öğrenememişlerdi durulayınca yağmur
yastık yüzlerini, çarşafları, pervazları, sofaları evleri
ay akşamdan yüzünü gösterir
ihtiyarlıklarında terk etmez genç kızlıkları onları –
rüyalarında, hayıf hiç olmaz
intihar etmez küçük kızlar soğuk odalarda
yağıverince ağarmış saçlara
portakal yapraklarından da damlaya damlaya
sızlatmaz hiçbir yarayı – saklı kalmış
belki yok sayılmışı yağmur
yağmur yağar yaşlıca birkaç kadın                                                                                                                                                                                     akkapı’da, toprak yolda - bahçeye giden – içinde arklar,
nar ağaçları, ısırgan otları, yabani nergisler
saçları ölüm kokar, yağmura saklanmış gözyaşları
telaşlı yeni gelinler biraz sitem hayata
bir çiçekmiş meğer
pencerendeki saksıda büyüttüğün
kuruyuverince anladın
yağıverir sofadaki çocukluğa
avludaki boşluğa, kapıdaki karanlığa
soluverir yağmur…

a18.jpg

bir ev

Categories: evler | 1 Comment

a13.jpg

Bir ev, Şıh Muhsin durağının ilerisinde. Köşesinde şimdi Rıskı’nın manavı var. Vireydilerin evi diye anılar mahallede. Orada birilerinin de oturduğunu hatırlarız. Hep böyle değildi yani. Bu evde yeni gelinler oturdu, çocuklar doğdu, birileri son nefesini verdi. İlk oturanı da vardı bu evin elbette, son oturanı da. Ağladılar, güldüler ve evle yaşlandılar. Şimdi zamanın sonsuzluğuna karışmayı bekler, bir toz olup savrulmayı, hatıralarını alıp çekip gitmeyi, terk edildiği gibi terk etmeyi bekler…

bayram

Bir grup Birbiri; Salih, İmat, Niyazi, Ethem…hep kuzenler. O ufaklık da Ertan. Vaktiyle iyi kaleciydi. Şimdi antrenörlük de yapıyor. Fotoğraf bir Şeker Bayramında çekilmiş.1977 senesi, Eylülün 17’si. Ömrün en güzel yılları mıydı neydi…Hayat henüz acı yüzünü göstermemiş…