Fahri Balıkçı

Akkapı aşığı,

has bir mahalle adamı,

eski zamanlardan kalmış bir kalenderdi…

Bir güzel insan Fahri Balıkçı

yakalandığı hastalıktan kurtulamamış ve yaşama veda etmiştir.

Ailesine, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Seni Unutmayacağız Fahri Balıkçı…

gidenlerin ardından

Mehmet Tabakan (14 Nisan 2009)

gidenlerin ardından

Yusuf İçin

Bu şiir Yusuf ölmeden yaklaşık iki yıl önce Yusuf için yazılmıştı. Kaskas’ın önünde oturuyorduk. Şiirin yazılması orada başlamıştı. Farkında olmadan demek ki Yusuf’un (bir anlamda) ölümü yazılmıştı.

Yalnızlıktan

Bir telefon çaldı şimdi yalnızlıktan

Bir aşk ki kederi yalnızlık burcunda

Bir aşk,

Ah,

Aynı sokaklarda bir sürgün.

Bir hayat ki tozlu yollarında yalınayak bir koşu

Şıh Muhsin bakkalından Çiçek durağına

Belki burada ben, belki

Domdom Ali

Sonra bir telefon eski günlerden

Pusu Yusuf

Bir aşk, bir yalnızlık, bir acı…

Hayat, kimsesizliğini sınayan bir korkudur

“Ölümden öte köyü” olmayan

Şurada bir yerlerde bir bilet bulsam

Yazlık Akkapı Sinemasına

Daf’a tek yolcu ben

Domdom Ali veya Pusu Yusuf

Ya da bir telefon geç kalmış bir aşktan

Bir bilet daha bulsam

Delikanlılığa belki çocukluğa

Yağmalanmamış bir Ekim sabahına

Bana yeni bir hayat şuradan

Veya Ali’ye

Ya da bir aşk vaktinde gelen bir tren gibi sakin

Bir yalnızlık daha, kederlisinden, Yusuf’a

“Pususu yalnız kendine kurulu bir kimsesizlik”

Bana ya bir bilet şuradan

Portakal bahçelerinde, Yoz’da, sulama kanallarında

Bir Pazar günü veya

Ya da bırakın bir nergis kokusunda bitsin gün

Suçiçekleri gibi bir aşk aksın gitsin

Bana, Ali’ye, Yusuf’a

Sonra…

Bırakın bitsin.

Not: Bu şiir Akkültür’ün Temmuz 2001 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştı.

gidenlerin ardından

“bir ağaçtı amcam”

Bir gün gölgesiyle gitti

Toprak evin tahta merdivenlerinde

Birer çocuk biz bir vakitler.

Akşamları portakal bahçelerinden bir hayatta

Günbatımında bir siluet

“bir kasket, bir şalvar, bir ceket”

Küçücük bir dünyada kocaman bir hayat…

Çıkagelirdi bir masal dünyasından akşamlar.

Akşamlar portakal çiçeği kokardı…

Şimdi bir incir ağacının yerinde,

Zeytinler, asmalar altında

Yanı başında kendi eliyle diktiklerinin,

Gölgesi taş sokakta, zeytinlerde, portakal bahçesinde, işte asmada

Ama amcam,

Bir akşam gölgesiyle gitti

–küçük halamın dediği gibi-

Önünde sonunda

“aslında uzun bir rüyaydı yaşamak…”

Ve

Bitti…

iyi insanlar

Fotoğrafın arkasında şöyle bir not:

“Sevgili arkadaşım Ali Avni’ye,

cansız hayalim hatıra olsun,

hayat biter, dostluklar kalır…”

*

Yaşar Kemal bir romanına şöyle başlar:

“O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler.”

İşte o iyi insanlardan biriydi Cahit Boğa, ölümsüz hatıralarda!

Hani denir ya, ölüm ilk elden iyileri alır…

Yıllar önce gidenlerden…

“Ölüm bir kuru bedeni alır, ama hatıralara ne yapabilir ki…”

ileti

Merhaba,
bir önerim olacak siteyi takip eden ilgili arkadaşlara… Yaşlılarımızı bir bir kaybediyoruz… Yetmiş, seksen yaşında çınarlar devriliyor birer birer… Onlarca anı, hikâye ve yaşanmışlık da beraber gömülüyor toprağa yaşlılarımızla…
Hem onların anılarını yaşatmak hem de ortak hafızamız olacak siteyi geliştirmek için röpörtajlar yaparak fotoğraflarıyla, video görüntüleriyle, hikâyelerini belgeleyelim…
Bunun için somut çaba belirleyici olacaktır.
Şimdi kolları sıvamalı, işe başlamalı bir yerden.
Kolaylıklar diliyorum…

Zafer Özgentürk

hamide nene

                                                                                                                                                                                   Hamide Nene ve torunu Şadi. 1970′ler. 103 sene ömür sürmüş Hamide Nene. Tanık olduklarını dinleyip kaydetmek vardı… Şimi onun torununun torununu gördüğümüzde bu güçlü genin devam ettiğini fark edebiliyoruz. Yaşlılar ölürken bir tarihi de beraberlerinde götürüyorlar. Ama onların ölümleri, hazin bir biçimde, sukunetle ve terk edimiş bir hisle kabullenilir.

nene

a32.jpg

Refika Tabakan, 1985 filan. Yanındaki küçük gelin Ayfer. Şu hayatta tanıdığımız en dirayetli kadınlardan biriydi Refika Nene. Turunç ağacının altındaki divanı onun mekanıydı. Yaz geceleri cibinliğini kurup turunca orada yatardı. Gelinleri böyle misafir ederdi. Güzel portakal reçeli yapardı. Ay şeklindeki ıspanaklı börekleri hala hatırımızdadır. Hemen yanındaki küçük evinde yaşardı. Kışın minik odun sobasını yakar, Tarsus’tan misafirliğe gelen ablası Hatiç Neneyle bu sobanın yanında kahvaltısını yapardı. Kızarttığı ekmeklerin kokusu şimdi terk edilmiş bu evin her yanına sinmiştir, hatıralarının ömrümüze sindiği gibi. Akşam olunca, onca zamanın efkarıyla artık, “bir acısız ölüm de yok” şarkısını Hatiç Neneyle söylerdi. Öyle ya, aşk şarkıları gençlik denen kayıp dünyanın harcıydı. Önce Hatiç Nene gitti, birkaç yıl sonra da Refika Nene… Ve biz Avni Usta’yı o gün ikinci ve son kez, ağlarken gördük.

portakal bahçeleri ve biz

akk16.jpg

Akkapı denince hafızamızda portakal bahçeleri canlanır. İçinde hayatların saklı olduğu hikayeleriyle. Nenelerimizin, dedelerimizin, amcaların, halaların, dayıların, anne ve babaların emekleriyle bir evlat gibi büyütülmüş portakal ağaçları, mandalinalar, yenidünyalar, aralarda dardağan ağaçları, incirler, kaysılar, elma ağaçları, hambelesler, hurma ağaçları, işte sulama motorları, mahalleye özgü toprak evler… Ama zaman zalimdir ve hiçbir şeyi olduğu gibi bırakmaz, alır ömrümüzden götürür bu incelikleri, geriye kederli hatıralar bırakır.

akk18.jpg