geçmişten bugüne akkapı

Categories: tarihçe | 6 Comments

1400’lü yıllarda küçük bir oba niteliğinde, yerleşim birimi olan Akkapı Mahallesi daha sonraki yıllarda, yine Dağlıoğlu ismini alacak olan, küçük bir yerleşim birimine de oba ismi konulunca, Akkapı Mahallesi büyük oba ismini almış ve bu obalar “Büyük Oba Muhtarlığı” adı altında köy statüsüne girmiş. (Daha önce mahallemizin bir bölümüne Çandıroğlu ismi de verilmiş.) Zaten o yıllarda Adana sadece Tepebağ ve çevresinden oluşuyormuş ki bu kuruluş Ramazanoğulları tarafından oluşturulmuş yerleşim merkezi konumundaymış. Büyük Oba Muhtarlığı, belediye sınırları dışında köy statüsü konumunda olan mahallemiz, cumhuriyetin kuruluşundan sonra belediye sınırına alınarak mahalle statüsüne kavuşturulmuş ve büyük bir çiftlik evinin kapısının beyaz boyalı olmasından esinlenerek Akkapı adını almış. Akkapı Mahallesi sakinleri, daha önce çiftlik, hayvancılık, toprak işçiliği (ırgatlık) ile geçimlerini sağlarmış. Mahalle halkını uzun yıllar yol, iletişim araçları gibi medeni ihtiyaçlardan yoksun bir yaşam sürdürmek zorunda kalmış. Ayrıca okul olmadığı gibi çocukların şehir merkezindeki okullara gönderme imkânından mahrum kalmış, ancak uzun yıllar sonra okula kavuşabilmiş.

Akkapı sakinleri sosyal adalet ilkesine bağlı, sevecen, hoşgörülü ve adil yapısı ile yaşam sürdürmüşler. Halkımız Birinci Dünya Savaşında Yemen, Çanakkale ve Sakarya gibi cephelerde bir hayli şehit verdiği, Fransız İşgali (Kaç Kaç Devri) sırasında Akkapı ve yöresine Fransız işgalcileri girme cesaretini gösteremediği biliniyor. Bu yöre aile reisleri tarafından organize edilen çeteler kurulmuş ve Adana’nın kurtuluşunda büyük katkıları olmuştur. Bu devirde Adana merkezinde ikamet eden birçok aile Akkapı Mahallesine göç etmiş, burada barındırılmış Fransızların işgali sonuçlanana kadar kalmışlar ayrıca tüm ihtiyaçları Akkapı halkı tarafından karşılanmıştır. Bu sürecin sonunda Akkapı halkı birçok alanda ve özellikle eğitim alanında çaba göstererek hayli aşama kaydetmiş. 1928 yılına kadar mahallemizin küçük bir odasında devletin nezareti altında Arapça eğitim veriliyormuş.

Yaşanan yokluk ve sefalete karşın Şeyh Nasır Boğa, kendi avlusunda bulunan büyük bir hangarı okul yapılmak üzere Milli Eğitime tahsis etmiş. Bunun üzerine Milli Eğitim bu okula bir öğretmen göndermiş. Okul, bir arada 1.2.3. sınıf olarak eğitime başlamış, ancak 1934 yılında yıkılmaya mahkûm olan bu binayı takiben halk Yusuf Onursalın iki katlı konağını kiralamış. 1935–1936 yıllarında eğitime burada devam edilmiş. 1937 – 1938 yıllarında Mahmut Nedim Boğa kendi evini ücretsiz tahsis ederek öğretime bu evde devam edilmiş. Aynı süreçte ise Adanalı eski aileler, Arap Alevileri Atatürk’e şikâyet etmişler. Bunun üzerine Atatürk, zamanın Balıkesir milletvekili Ahmet Süreyya Bey’i Adana’ya göndermiş. Ahmet Süreyya Bey Adana’da bir süre kalmış ve Arap Alevi halkı ile tanışmış, birçok insana ilgi göstermiş. Bu süre içinde edindiği bilgileri rapor halinde Atatürk’e sunmuş ve bunun üzerine Atatürk; zamanın İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Bey’i yanına alarak Adana’ya gelmiş. Burada bir toplantı düzenlemiş. Şikâyetçi olan ve Arap Alevi halkı ile görüşmüş. Şikâyet eden kişilere hitaben “sizler Arap halkından ne istiyorsunuz? Neden bu halkı şikâyet ediyorsunuz?” diye sorularını sormuş. Aldığı cevap ise “ Efendim; bunlar Arapça konuşuyor, Türkçe bilmiyorlar.”dır. Bunun üzerine Atatürk, Arapça konuşan mahalle ve köylerdeki mevcut okul sayısını öğrenmek istemiş. Aldığı cevap ise olumsuzdur; yani Arap halkının yerleşim yerleri olan köyler ve mahallelerde okul yoktur. Bunun üzerine; “Siz kaç okul açmışsınızda onalar Türkçe öğrenmemiş” der ve bu konuşmadan sonra “Arap Alevilerinin her mahalle ve köylerine okul yapacaksınız” emrini vermiş. Bu gelişmelerin ardından devlet Akkapı İlkokulu’nu inşa etmiş ve öğrenciler yeni yapılan bu okula taşınmış. Öğretim 5. sınıfa kadar yükseltilmiş. İşte Arap Alevilerinin yaşadıkları yerlerdeki okullar ve dolayısıyla Akkapı İlkokulu ( Şimdiki adıyla Şehit Kemal Yüzgeç İlköğretim Okulu ) bu gelişmelerin ürünüdür.

1957 yılında yetersiz kalan Akkapı İlkokulunu takviye etmek, her çocuğa okuma imkânı sağlamak amacıyla halkın dayanışması ve Milli Eğitim‘ in katkısı ile Cemil Nardalı İlkokulu kurulur ve öğretime başlanır. Burada yetişen geçlerin katkısıyla 1965 yılında ‘Adana Halkevi’ ne bağlı bir halk odası kurulmuş, bu oda 1967 yılında Akkapı Halkevi aşamasına getirilmiştir. Akkapı Halk Odası ve takiben Akkapı Halkevi gençlerin yetişmesinde çok yararlı olmuş, bugün Akkapı ve çevresinde üniversiteden mezun olan birçok gencin yetişmesinde emeği geçmiştir. Yol, su, elektrik olmayan mahallemize yine mahalle halkı dönüşümlü olarak günde dört saat ücretsiz çalışarak, şu an hayal bile edilemeyen bir katkı sağlamış, bu dayanışma sayesinde şimdi Şeyh Cemil ( Saydam CD. ) caddesi 1946 da hendekler açılarak toprak yolu yükseltilmiş ve stabilize döşenmiştir. Elektrik ancak 1946 – 1950 yıllarında ana caddeye getirilmiş ve zaman içinde günümüzdeki halini almıştır. Şehir suyu ve kanalizasyon 1975’li yıllarda yapılmış, 1976 yılında yol betonlanmıştır.

İlk olarak Halkevi binasında 1968 yılında P.T.T. ve Sağlık Müdürlüğüne bağlı Ana- Çocuk sağlık ocağı binaları yapılarak hizmete sunulmuştur. Şimdiki Sağlık ocağının yeri eski ve kullanılmayan mezarlık idi. Belediyeden Sağlık Bakanlığına tahsisi yaptırılmış olup 1982 yılında inşaat bitirilmiş ve hizmete sunulmuştur. Ayrıca şu anda inşaatı devam eden meslek lisesi arsası Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait iken Milli Eğitim Bakanlığına devri sağlanmıştır.

Not: Okuduğunuz bilgiler sözlü bilgilere dayanmaktadır. Katkılarından dolayı Sayın Süleyman Akkapulu ve Sayın Süleyman Özgentürk’ e teşekkür ederiz.

Kaynak: AKKÜLTÜR KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT DERGİSİ YIL: 1 SAYI: 1 NİSAN –MAYIS

 

arapça-türkçe arakesiti/1/

Categories: tarihçe | No Comments

Arapça-Türkçe Arakesiti

Eser Ördem

Arakesit, bu çalışmada bir toplumun Arapçadan Türkçeye geçişi esnasında Arapça ve Türkçe arasında kalan üç nesli tanımlarken kullanılacaktır. Arakesit kavramının literatürde daha çok sözdizim-anlambilim arakesiti çalışmalarında kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada ise leksikon-çekim ekleri arakesiti olarak kullanılacaktır. Çünkü bu çalışma, leksikonun konuşucularda çok iyi bir düzeyde olmasına rağmen, leksikona eklenen çekim eklerinin kullanılması esnasında bazı zorluklar yaşandığını göstermektedir, böylece leksikon-çekim ekleri, arakesitin yaşandığı bir dönemi vurgulamak için arakesit kavramı kullanılmıştır.

Bu çalışma 1700’lı yılların sonlarında Suriye’den Türkiye’ye göç eden Nusayri toplumunun Türkçe konuşma dil özelliklerine genel bir bakışı içermektedir. Çalışma Adana’nın güneyinde yer alan Akkapı beldesinde yaşayan ana dili Arapça olan konuşucuları içermektedir. Akkapı toplumu içerisinde, bireyler kendi aralarında büyük oranda Arapça konuşmaktadır. Çalışmaya 1920, 1930, 1940 yıllarında doğmuş 60 yaş üstü 10 kişi katılmıştır ve her bir katılımcı en az bir saat gündelik yaşam hakkında konuşmuştur.

Katılımcılar

Sayı

1

1920 doğumlular

4

2

1930 doğumlular

3

3

1940 doğumlular

3

Konuşmalar Philips dijital ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Gündelik yaşamda daha çok Arapça konuşma eğilimi olduğu için, katılımcıların Türkçe konuşması yönlendirilmiştir. Katılımcılar Akkapı’nın tarihi, yaşam hikâyeleri, aile üyeleri, toplumun değişen özellikleri gibi konularda konuşmuşlardır. 1920, 1930 ve 1940 yıllarında doğup yaşamakta olan bu üç nesil, 1950 sonrası gelen neslin Standard Türkçeye geçişinde ara dönemi oluşturmaktadır. Bu üç nesil ara süreci oluşturduğu için dil kullanımı ve edinimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Yapılan çalışma göstermiştir ki 3 nesil aracılığı ile Arap toplumu bu gün büyük oranda standart Türkiye Türkçesi konuşma aşamasına gelmiştir ve yeni nesillerle birlikte Arapça yerini büyük oranda Türkçeye bırakmaktadır. Bu makale Arap toplumundaki kritik dönem yaşayan üç nesil üzerinde duracaktır. 1920, 1930 ve 1940’larda doğmuş olan Arap dili konuşucuları Türkçeyi büyük oranda çocuklarından ve torunlarından öğrenerek kelime hazinesi bakımından çok iyi bir düzeyde olmalarına rağmen, Türkçenin belli dilbilgisel özelliklerini hiçbir zaman tam anlamıyla edinemeden yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Böylece denilebilir ki üç nesil leksikon bakımından belirgin bir zorluk çekmemekte ve gündelik yaşamda bildirişimi sağlayacak leksikon hazinesine sahiptirler. Durum aşağıdaki tabloda daha iyi görülebilir:

Nesiller

Yaş aralığı

Arapça

Anlama Konuşma

Türkçe

Anlama Konuşma

Okuryazarlık

1920–1930

Akıcı

Akıcı

Zayıf

Zayıf

Okuryazar değil

1930–1940

Akıcı

Akıcı

Kabul edilebilir

Kabul edilebilir

Okuryazar değil/ilkokul

1940–1950

Akıcı

Akıcı

Akıcı

Kabul edilebilir

Okuryazar değil/ilkokul

Türkçe sondan eklemeli bir dil olduğu için, Türkçede bu ekler büyük oranda eksiltmeli olarak konuşulmuştur. Genel olarak bakıldığında şu tür kullanımlar göz önüne çarpmaktadır:

1. Kişi zamirleri genel olarak eksiltili kullanılmaktadır

Ben eve gitti

Biz yemek yedi

2. İsmin halleri olan çekim ekleri genelde doğru olarak kullanılmamaktadır

Beni git dedi

Bahçeden oturuyordu

3. Tamlayan tamlanan ilişkisinde genelde takısız isim tamlaması kullanılmaktadır

Bahçe ürünü biz topladı, sonra sattı ona

Adamın arkadaş çağırdı, yardım etti bize

4. Karmaşık cümle kurmaya yarayan çekim ekleri, özellikle de isim cümlecikleri, nerdeyse hiç kullanılmamaktadır

Gördü ben baba geldi, bir şey demedi Amman.

Okul gider ben çalışkandı çok şükür

5. Kelime birleşimleri bazen hatalı olarak seçilmektedir

Ben yıkanma yaptı

Tamir yaptı bu kapı

6. Arapça söz diziminin Türkçeye çok büyük etkisi vardır çünkü genelde cümleler devrik olarak kullanılmaktadır

Gitti ben bahçeye, etti yardım bana

Bağladı orda bir ağaç

7. Arapça konuşma esnasında Türkçeden birçok kelime alınmış olup bu Türkçe kelimeler Arapça ekler ile çekimlenmektedir

Çantayat getir

Telefoneyn var benim

1950 sonrası nesillerde ise Türkçe eklerde nerdeyse hiçbir sorun yaşanmamakta ve akıcı bir Türkçe konuşulmaktadır. Fakat 1950 öncesi 3 nesil gerçek anlamda standart Türkçeyi konuşamamış ve standart Türkçenin konuşulması için büyük oranda en az üç neslin geçmesi beklenmiştir.

Literatürde genel olarak 4 grup çekim eklerini oluşturmada, kullanmada ya da edinmede zorluklar yaşamaktadır. Bunlar, dil bozukluğu olan çocuklar (Leonard and Deevy, 2006) , karma dil ve melez dil (McWhorter, 2001) konuşanlar, ikinci dil öğrenen çocuklar, ikinci dili öğrenen yetişkinlerdir. Bu gruplar çoğunlukla leksikonu edinmede, kullanmada ciddi bir sorun yaşamamasına rağmen, çekim eklerini kullanmada çok ciddi zorluklar yaşamaktadırlar. Dilbilimsel olarak bakıldığında çocuklar gerektiği kadar dile maruz kaldığında 6 yaşına kadar yetişkine yakın bir konuşma sergileyebilmektedir. Konstrüksiyon (Goldberg,1995) gramer anlayışına göre çocuğun dili edinmesi modüler, özerk, bağımsız bir yapıyı gerektirmemektedir çünkü dil genel bilişsel yapı içerisinde öğrenilmektedir, kademeli olarak öğrenilir, sık kullanılan yapılar çocuk tarafından daha çok kullanılır ve dil otonom bir sisteme sahip değildir. Dil, diğer bilişsel özellikler de olduğu gibi genel bilişsel bir kapasitedir. Dilin diğer bilişsel etkinliklerden bir farkı yoktur. Diğer yandan modüler yapıyı savunan dilbilim teorisi ( Chomsky, 1966)dilin özerk, bağımsız olduğunu ve diğer bilişsel yapılarla hiçbir ilişkisi olmadığını savunmaktadırlar. Şimdi konstrüksiyon dilbilgisine göre dil modüler olmayan bir yapıya sahiptir, zamanla ortaya çıkar, girdinin miktarı çok önemlidir, girdi ile çıktı arasında bir ilişki vardır. Eğer çocuk dile gerektiği kadar maruz kalırsa dili öğrenecektir. Bu iki teoride de bir paradoksla karşı karşıyayız. Birincisi konstrüksiyon gramerin dediği gibi girdi ile çıktı arasında bir ilgileşim varsa Arap toplumunun yetişkinleri üç nesil boyunca çok yoğun Türkçeye maruz kalmasına rağmen Türkçedeki çekim eklerini edinemeden yaşamamalarının ve en önemlisi Türkçedeki çekim eklerinin kural haline getirememelerinin fakat daha çok Arapça çekimli Türkçe leksikon ya da Türkçe çekim eklerini eksiltili olarak kullanmaktadırlar. İkinci teoriye bakılırsa çocuktaki her dilsel olgu modülerdir (Chomsky, 1966) ve dilin belli bir dönemde edinilmesi gerekiyor çünkü belli bir dönemden sonra çocuk artık dili kural haline getiremiyor. İkinci teoriye bakıldığında Arap toplumundaki yetişkinlerin dili edinememesi doğal sayılabilir çünkü Arap toplumundaki yetişkinler artık kritik dönemi geçmiş bulunmaktadırlar fakat bu tamamen modüler denen yapıya bağlanıp bağlanamayacağı sorusu büyük önem taşımaktadır. Bu durumda son dönemde ortaya çıkan hafızanın rolünü önplana çıkaran nörobiyolojik model (Ullman, 2001) daha tatmin edici bir cevap vermektedir. Bu teoriye göre, temelde iki türlü hafıza vardır: Bildirsel ve işlemsel. Bildirsel hafıza kendi arasında ikiye ayrılmaktadır; anlamsal ve anısal bellek. Bildirsel bellek daha çok leksikonu içinde bulundururken, işlemsel hafıza daha çok araba sürme ,gitar kullanmayı öğrenme gibi motor faaliyetleri ve becerileri edinmede yardımcı olmaktadır. Dilin dilbilgisel kuralları da benzer şekilde işlemsel bellek aracılığı ile kural haline gelip otomatik şekilde üretime geçmektedir ve bir süre sonra bu işlem bilinçsiz şekilde yerine getirilir. Fakat bildirsel bellek sadece leksikonu değil, belli oranda kuralları da olduğu gibi içine alabilir ve konuşucu doğrudan oradan sanki bir leksikonmuş gibi ekleri çağırabilir. Hatta bildirsel bellek olabildiğince kural yapma işlevini bile belli oranda üstlenebilir. Böylece denilebilir ki Arap konuşucuları gündelik yaşamda büyük oranda girdi almasına rağmen, doğal ortamdaki çocuklar gibi edinememelerinin nedeni nörobiyolojik işlev açıklamalarıyla temelde iki farklı hafıza türüne bağlanabilir. Böylece dilin modülerliği sorusu farklı bir şekilde sorgulanmaya tabii tutulabilir. Arap toplumundaki yetişkinlerin leksikonu öğrenip, çekim eklerini öğrenememeleri modüler bir yapıya değil de işlemsel hafızaya bağlanabilir (Ullman 2001). Çünkü yetişkin Arap konuşucuları Türkçe leksikonu hafızalarında tutabilirken, çekim eklerini doğru bir şekilde kullanamamaları modüler yapıdan ziyade farklı bir hafıza türüne gönderme yapmaktadır. Leksikon daha çok bildirsel hafızada tutulur ve muhtemelen Arap konuşucuları bildirsel hafızadan hatırlayarak konuşmaktadır.

Toplumsal açıdan bakıldığında ise, bir dilden başka bir dile geçiş 40-50 yıl gibi bir süreci kapsamaktadır ve aslında bu bir dil değişim sürecidir ve başka dilden ödünç alınan leksikonlar, eklerin kullanımı, anlam değişimleri, pragmatik, sözdiziminin dönüşümü gibi dilbilimsel olgulara sistematik bir şekilde bakılarak değişimin aşamaları daha detaylı bir şekilde incelenebilir. Böylece bu tür çalışmalar, dil edinimi, dil transferi, tipoloji, diller arası etkileşim ve dil değişimi gibi çalışmalara büyük katkıda bulunabilir.

Referanslar

Chomsky, Noam. (1966). Cartesian Linguistics. New York: Harper and Row

Goldberg, Adele E. (1995) Constructions. A Construction Grammar Approach to Argument Structure. Chicago: Chicago University Press.

Leonard, L.B., & Deevy, P. (2006). Cognitive and linguistic issues in the study of children with specific language impairment. In Matthew, J. Traxler and Morton Ann Gernsbacher (eds.), Hanbook of Psycholinguistics (pp.1143-1173), London: Academic Press

McWhorter, J.H. (2001). The world’s simplest grammars are creole grammars. Linguistic Typology, 5, 125-166

Ulllman, Michael T. (2001). The neural basis of lexicon and grammar in first and second language: the declarative/procedural model. Bilingualism: Language and cognition, 4 (1), 105-122.

yakında

Categories: tarihçe | No Comments

Çok yakında akkapi.net olarak önemli bir makaleyi yayımlayacağız: “Arapça-Türkçe Arakesidi”…

Münih Üniversitesi Doktora Öğrencisi Eser Ördem, 1920-1930-1940 yıllarında doğmuş “Arap Konuşucuların”  Türkçeyi kullanma becerileri üzerine yaptığı bu incelemeyi en yakın zamanda bizlerle paylaşacaktır.

Araştırmacımız, amacını “Arapçadan  Türkçeye geçişi dilbilimsel olarak örneklerle saptamak” olarak belirtmiştir.

şeyh cemil

Categories: tarihçe | No Comments

 

a9.jpg

Direnişin ak kalesi: Cemil Nardalı… Kurtuluşa açılan ak bir kapı: Cemil Nardalı… Bu mahalleyi sırf bu yüzden bile çok sevebiliriz…Haysiyetiyle direnen insanlar, Cemil Nardalı ve Akkapı… Ama değerbilmez hükümetler, yönetimler bu evin de değerini bilmez ve hep vaadler le oyalarlar. Düşünmezler ki kaybolan, Cumhuriyetin ortak tarihidir…